Dostluk; Sevgindir...

1/10/2009 - 92... Özgürlüğün göz kırptığı anlar...

 Resmin üzerine Tıklayınız…


"Yaşamak bir ortamın çaresiz tutsağı olmaktır"…
Böyle yazıyor "İnsan ve Herkes" adlı kitabında ünlü İspanyol filozofu Ortegay Gasset… İnsan belli ortamda dünyaya gelir ve daima içinde bulunduğu ortamın koşulların belirlenimi altında sürdürür var oluşunu… Elbette bu ortamın getirdiği engelleri ve sınırlamaları aşmak için de çabalar sürekli…
Yoksa var oluşunu başka türlü anlamlandıramaz… Belki de bu yüzden her özgürlük eylemi ya da özgürleşmeye yönelen her eylem ve girişim, aynı zamanda üzerimizdeki belirlenimleri aşmaya da yöneliktir…
Bu dragos sahillerinde bir o yana bir bu yana denizin en derin koyu maviliklerinde gezinmek çok güzel elbette ki tek başına… Yapayalnız başıma…
Ahhhh be martım sen olmasan gidebilirim aslında… Islak kanatlarında olmak isterim hep… Gidebilirim belki yapayalnız tek başıma… Ama sen yoksun ya…

Kıyılarında hep incecik kum tanesiyim…
Bu şehirden gidebilirim, geride bırakabilirim bazı şeyleri… Ama arkamdan
gelecek ve zaten içimde taşıdığım onca şey de olacaktır hiç şüphesiz…
"Bu şehir ardından gelecektir" der ya Kavafis bir şiirinde, işte öyle...
Ve gittiğimiz şehirlerde ve ortamlar da bu kez başka sınırlamalar ve belirlemeler çıkacaktır karşımıza... Çünkü nerede olursak olalım; doğal ve toplumsal, tarihsel ve kültürel bir ortamda yaşamak durumundayız...
"İnsan tarihe tutukludur" Alman filozof Dilthey'a göre…  İçinde bulunduğumuz tarihsel koşullar içinde özgür olabiliriz ancak... Çünkü nasıl kapkaranlık gecelerde yıldızlar göz kırpıyorsa bize uzaklardan, tarihin karanlık dönemlerinde de "özgürlüğün göz kırptığı anlar" ile de karşılaşabilir insan...
Ve içindeki özgürlük duygusuyla göz kırpabilir çevresindeki insanlara.. Yani aynı ortamı paylaştıklarına ve belki de kimbilir böylece tutsağı olduğumuz ortamı değiştirmeyi de başarabiliriz, ya da en azından bu yöndeki girişimlerimize devam etme gücünü buluruz kendimizde ve göz kırptığımız insanlarda...
Genelde yaşamımızı üç ayrı bölüme ayırırız… Geçmiş, yaşanılan an ve gelecek…
Yaşanılan an bu üç bölüm arasında en değerlisi, en zengin olanıdır...
Aslına bakacak olursak en çok değişime uğrayabilecek olan da bu zaman dilimidir...
Hatta değişim özelliği olduğu gibi aynı zamanda değiştirme yetisi de vardır...
Ayrıca en büyük farkındalığa sahip olabileceğimiz en çok hatırlayabileceğimiz zaman da yine içinde bulunduğumuz andır… Ama gariptir bütün bu özelliklere rağmen en az değer verdiğimiz zaman dilimi belki de en az yaşadığımız bolümler de hep şimdiki anlardır...
Geçmiş yaşam daha çok çeker bizi… Kişiliğimizi oluşturmak için bulabileceğimiz en tembel en az yorgunluk getirecek olan durumdur bu…  Çünkü yeni bir enerji yaratmaya gerek yoktur... Şimdiki an ve gelecek sadece düşünme, üretme, yaratma gibi bir emek isterken geçmiş zaten olandır…  Kolayca kabullenilebilecek bir olgudur… Onun ötesinde geçmişe kader ya da olan olmuş mantığı ile yaklaşma kolaylığı vardır… Kişiliğimizi bu yüzden geçmişten almanın en iyi yol olduğunu Kabul ederiz... ( Farkındalık olmadan belki de en iyi yol olduğu düşünülür) daha az düşünmenin belki de kendi kimliğimizi inkâr etmek olduğunu düşünmeyiz bile... Oysa geçmiş dikkate alınmayan, az yaşanılan bir suru yaşanılan (şimdiki) anların toplamından oluşuyor… ( tıpkı şu anda geçmişin prangasına mahkûm edilmiş az yaşanılan şimdiki anların yarındaki geçmişi oluşturması gibi)…
Keşkelerim asla yok benim… Hayatı düz çizerim… Kaybetmişsem bir kez yanılmışımdır, kazanmışsan iki defa isabet etmişimdir...
Bir bakıma korkularımıza ve tembelliğimize ( eylemsizliğimize) mahkûm ettiğimi yaşanılan (şimdiki) anların toplamında ifade ediyoruz kendimizi ve geleceğimizi... Belki de bu bir günah çıkarma gibi oluyor... Hakkını teslim etmediğimiz geçmişte kalmış şimdiki anların şimdi hakkını veriyoruz ( ya da vermeye çalışıyoruz)…
Oysa yaptığımız tek şey sadece ve sadece gelecekte tekrar geriye geçmişimize dönüp yine pişmanlıklar yasamamıza sebep olacak şimdiki anları yasamamaktır... Yani fasit bir daire oluşturuyoruz kendimiz için bir turlu içinden çıkamadığımız...
Ama doğru insandaysanız eğer… Hata yapma şansınızda azdır her zaman…
Gelecek korkusu ise apayrı bir komedidir... Şimdiki anları iyi değerlendirme
yolu ile yarına taşıyacağımız güzel şeyler yerine biz geçmişimizde biriktirdiğimiz keşkeler pişmanlıklar korkular özlemleri kaynaştırıp bir güzel korku haline getiriyoruz…  Bunu belirsizlik ve anlamsızlık ipiyle iyice bir bağlayıp yarına yani gelecek olan zamana atıyoruz...
Geçmişten ders almayı geçmişimizdeki pişmanlıkları düşünmekle bunlara ağlamakla yapabileceğimize inanıyoruz... Geçmişi oluşturanların bir sürü şimdiki anlar olduğunu unutup geçmişi kullanıp şimdiki anlar yaratıyoruz...
Gelecek ise öte yanda bizim ona getiremediğimiz özgürlüğü ve sevinci boşu boşuna bekliyor...
İnsan geçmişinin ve yasadıklarının toplamı değildir sadece...
Geleceğe yönelik hayallerin düşlerin de katılımıyla oluşmuş üç zamanın hep ortaklığında oluşur... Ne kadar çok hüzün, ne kadar çok yanılgı, ne kadar çok sevinç, ne kadar çok gözyaşı, ne kadar çok eylem, ne kadar çok ayrılık, ne kadar çok aşk, ne kadar çok kayıp, ne kadar çok kazanç olursa ve ne kadar düş kurulur ne kadar hayaller, ne kadar umut büyütülürse o kadar büyür insan şimdiki anında...
Sorun bütün bunların farkında olup, geçmişiyle barışık olup, şimdiki anı daha da
zenginleştirip anlık yaratımlarla hem geçmişi hem de şimdiki anları geleceğe
taşımaktır...
Kendimi düşündüğüm zaman en zengin olduğum an birikimlerimin en değerli
olduğu an tam şu andır…  
Yani benim kendim için tam olarak bu satırları yazarken ki andır... Geçmişimden şimdiki ana taşıdığım ben ile şu anda bu satırların bana kazandırdığı yeni enerjilerin toplamında oluşan yeni ben… Asil… (bütüne ulaşan yeni ben) geleceğe vereceğim en büyük hediyedir... Yani daha büyük bir ben...
Oysa biz buğunu doyasıya yasayan, düş kuran, hayaller büyüten, hep umutlu,
hep gülen insanlara ya deli ya da çılgın ya da uçmuş diyoruz… İşte beni
akıllılıktan uzaklaştıran ve yaşasın delilik dedirten ve yükseklerde uçuşlar
yaptıran şeyler bunlar...
Şimdi ben deli olmayım da ne yapayım...
Evet, slogan aynı yine YAŞASIN DELILIK… Diyeyim de... Birlikte uçalım gök maviliklerine dragosun… "özgürlüğün göz kırptığı anlar" Sende “tut ellerimden” o zaman… Birlikte uçalım Martım…

 Resmin üzerine Tıklayınız…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Sessiz... Suskun... Ahrazca...

Fırtınanın şiddeti ne olursa olsun... Martı, Sevdiği denizini asla terk etmez...

YAZILARIM ve BİLGİLER

Ana Sayfa
PROFİL
ARŞİV
1..AHRAZCA
2..Adın yok senin...
3..Hiç Sevdinizmi ???
4..Kardelen Olmak...
5..Başlangıçlarımda Sen Vardın...
6..İçim Çığlık... Dışım Suskun...
7.. Kayıp Kentin Yitik Sevdası...
8.. Seni Koşulsuz Seviyorum...
9. Sessiz... Suskun...
10. Sevgi ve Yalnızlık...
11. Sevgiye dair...
12. Sevmek Bir İnsanla Başlar...
13. Sevmek.... Hayatın bir Gerçeği...
14. Yoruldum...
15. Bir Bilsen...
16. Çizebilirmisin.... MAVİ'ye...
17. Dostluk...
18. Dragosta Akşam...
19. Gökkuşağı Çiçekçi kız'a
20. Hayatı Sıfır Noktasında Yaşamak...
21. Kimbilir... Belki bir GÜN...
22. Kıskançlık Kaderim...
23. Martı Sevgisi...
24. “Sevgi” masumca mı olmalı… Haince mi?
25. Mavisindeki Giz...
26. Neleri Kaybettik...
27. Ahh be Martım... Sakın
28. Bir Sevda Yüküdür bu....
29. Sevdalar Tükenirmi ???
30. Seninle Başladım... Bitsin Seninle...
31.Yalnızlığımda, sen varsın; Biliyorum…
32. Zaman... Yanı başında zaman değil...
33. Gitmeli...
34. Yüreğimin Sokakları...
35. Yitik bir adammı Sevdiğim...
36. Biliyorum Gideceksin...
37. Düşler Kor kırmızı...
38. Rüzgarla Gelen Sendin...
39. Sensiz Sabah Olmuyor...
40. Hasret Kokuyor Yalnızlığım...
41. Biliyorum...."Adın Yok Senin" Martım...
42. Batı Rüzgarları Kadar Özgür Sanıyorduk Düşlerimizi....
43. Yitikliğim; Yüreğimin Yitikliği...
44. Yitirilmiş Umudlar...
45. Yalnız Kaldığım Zamanlarda...
46. Vazgeçiyorum Hayallerimden...
47. Sevginin Bitmesi Kaçınılmazmı ???
48. Evrenin Işığı Olabilmek...
49. Sen hiç Seni Özledinmi ????
50. Akıllı Sevgi...
51. Yalnızlığın Sesi...
52. Özlemek... Güzel Şey...
53. Özlemek...
54. Hani sen benim Annemdin...
55. Martım ve Ben...
56. Dilimde Tutamadığım cümleler vardı...
57. Tutki Işığa Yürüyoruz...
58. Nerdesin... Neremdesin ????
59. Hadi Uyu...
60. Taki seni tanıyıncaya dek... CAN
61. Hüzün Çiçeği... GELİNCİK...
62. Ne zaman Seni Düşünsem...
63. Zamanın Bir yerinde...
64. Mavi Hayat...
65. Başlıksız...
66. Yalnız değilsin artık…
67.. Sen hiç denizi maviye boyadın mı..?
68. Sensizlikten olsa gerek... çekilmez oldu buralar...
Son sayı 69...
70.. Ben Bir Martıyım...
71.. Kim olduğunuzmu önemlidir...
72.. Kaybeden olmak - 1 -
73.. Kaybeden olmak - 2 -
74.. Bir martı öldü buğun...
75.. Keşkesiz bir hayat ve üç nokta...
76.. Sevgi yenermi aklı...
77.. Farkındalık...
78. Martılar ağlardı çöplüklerde....
79. Sonbahar Akşamlarım...
80.. Hayat kendisi kokuyor...
81.. Nereye kadar sürecek ya sonumuz… ?
82.. Bir içimlik Bir kahve molası...
83.. Umudun solduğu vakit…
84.. Çaya kaç şeker alırsın...
85.. Kağıttan çiçekler...
86... Vennur oldun SEN yüreğimde…
87... Adı Yalnızlık mavisi…
88... Hangi eylül nisan kokmazki...
89... Yalnız seninle sonsuzluktayım...
90...Gözlerimde yakamozlar...
91... Seni mevsimsiz seviyorum…
92... Özgürlüğün göz kırptığı anlar...
93... Dağ Rüzgarı...
94... Kasımpatı hayallerim...
95... İnsanın bir annesi olması ne güzelmiş...
96... Uçurum çiçekleri...
97... Ne olur...
98... Kelimeler eksik...
99... Sondan bir önce...
100... ‘Senbaşına’sın...

Soğuk olur Dragosun akşamları, Adamakıllı üşürsün... Sevginden nefretine dek buz tutarsın, Ama başkadır Tahir Usta'nın çayı, Sanki her yudumunda hayatı içersin, Sana mahsus bu duman altı hayatta, Sanki bir umuttur içine dolan, Her yudumda bin 'offf ' çekesin gelir... Ama yoktur yolu, Çay tükenince o cılız yangın da söner içinde, Ve titremeye başlar göz yaşların, Tutamazsın, küsesi gelir kalbinin, Hayata ve sana.. Ama aldırma, Dedim ya, Sen korkma, içimdeki “SÖZ” verişler bırakmaz seni, Bir gece yarısı trenine sövmek zorunda kalmazsın, Sen korkma... Soğuk olur Dragosun akşamları, Hele akşam geceye vurunca, Adamakıllı üşürsün... Denizin en derin en koyu mavisinde... Martılar gibi karanlığa sessizce ağlaşarak… Sayıklarsın……“Nerdesin"